BENİ KÖR KUYULARDA

Merhaba,

Uzun bir zamandan sonra yine Hasan Ali Toptaş kitabı okumanın heyecanı ve mutluluğu var üzerimde. Kendisiyle ilk olarak 3 yıl önce bir kitap fuarında tanışmıştık ve ardından da bir röportaj esnasında karşılıklı çay içip uzun uzun sohbet etme fırsatımız olmuştu. Bir insanın tanıyıp tanıyabileceği en naif en hassas ve en güler yüzlü insanlardan biridir Hasan Ali. Ve nedense, son kitabını okuyunca, onunla sanki yeniden karşılaşmış gibi hissettim.

Beni Kör Kuyularda…

Ve gelelim Beni Kör Kuyularda kitabına… En başta şunu söylemek istiyorum. Son sayfalarına doğru göz yaşlarımı tutamadığım bu kitap beni en az, “Kuşlar Yasına Gider” kadar etkiledi diyebilirim. Kötülüğe ve zulme karşı seyirci olmuş bir toplum ancak bu kadar iyi resmedilebilirdi. Çünkü okurken, bazı yerlerde kitabın kurgu olamayacak kadar gerçekçi taraflarına şahit oluyorsunuz.

Peki Hasan Ali ne anlatıyordu bu kitabında?

Hikayenin başında köyden kente göç etmiş bir çekirdek aile karşılıyor bizleri. Muzaffer ve Bahriye çifti, onların güzel kızları Güldiyar ve sebebi bilinmeyen bir şekilde kayıp olduğunu duyduğumuz Hüseyin… Hüseyin’in neden kaybolduğuna dair herhangi bir bilgi verilmiyor fakat onun kaybolmasından dolayı annesinin Güldiyar’ın üzerine çok fazla titrediğine şahit oluyoruz.

Ve bir gün Muzaffer, sefer tasına koyduğu öğle yemeğini evde unutup işe gitmek üzere evden çıkar. Ardından seslenen ve yemeğini unuttuğunu söyleyen karısı Bahriye’ye, yemeği Güldiyar’la göndermesini söyler. Bahriye üzerine titrediği kızını istemeye istemeye de olsa babasının ardından eline sefer tasını tutuşturarak yollar. Ve bir süre sonra saçı başı dağılmış, yüzü kireç gibi beyaz ve korkmuş bir şekilde eve döner Güldiyar. Bahriye kızını o halde görünce ne olduğunu sorar. Güldiyar cevap vermek yerine ağlar ve o an Bahriye’nin gözleri fal taşı gibi açılır. Çünkü Güldiyar’ın gözlerinden yaş yerine taş dökülmektedir. Sebebini tıpkı ailesi gibi okuyucu da asla öğrenemiyor.
Kızının bir daha asla konuşmaması, günden güne erimesi ve gözlerinden taş dökülmesi Bahriye’yi kahreder. Bu acıya dayanamayan Bahriye bir süre sonra üzüntüden ölür.

Vicdanını yitirmiş toplum

Aradan zaman geçer ve kızın gözlerinden yaş yerine taş döküldüğü olayı her yere yayılır. Ve kızıyla bir başına kalan Muzaffer’in etrafını garip insanlar sarmaya başlar. Her gün evin bahçesine Güldiyar’ı görmek için yığınla insan gelir. Bu insanların giderek çoğalması, bazı yabancı adamların Muzaffer’e musallat olmasına sebep olur. Önce Muzaffer’i tehdit etmeye başlarlar ve ardından da Güldiyar’ı izlemeye gelen insanlardan para toplamaya başlarlar. Hiç kimse ne neler olup bittiğini sorgular ne de Güldiyar’ı hastaneye götürmeyi söyler. Hepsi sadece bir sirki izlemeye gelir gibi Güldiyar’ın gözünden taş dökeceği anı bekler.

Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem diyorum size. Bunu yaparsam o zaman da kendi yüzüme bakamam.

Sonu olmayan bu hikayede garip ve korkunç olan şey Güldiyar’ın gözlerinden yaş yerine taş dökülmesi değil, insanların böylesi bir acı durumda takındığı tavırdı. Vicdanı çürümüş üç beş magandanın Güldiyar’ı, üzerinden para kazanılan bir seyir objesine çevirmeleri ve hiç kimsenin kalkıp da o magandaları devirmeyi akıllarının ucundan dahi geçirmemeleri, susmaları ve kendilerini bu acıyı izlemenin şehvetine çok fazla korkunçtu.

Toparlamak gerekirse, içerisinde daha birçok altı çizilmesi gereken yer olan Beni Kör Kuyularda, kesinlikle okunmaya değer bir eser. Çünkü bence bizler de birçok kez bir acıya ilaç bulmaktan ziyade o acının seyrine dalmayı daha ilgi çekici bulacak kadar bencilleşebiliyoruz. Ya da izlemesek bile, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” diyerek geride durmayı tercih ediyoruz.

Bu arada Everest Yayınları’ndan çıkan kitabın kapağında, yazarın diğer kitaplarında da olduğu gibi Nuri Bilge Ceylan’ın fotoğrafı yer alıyor. Ahlat Ağacı filmindeki kuyunun yer aldığı kapakla kitabın arasında bence derin bir anlam yatıyor.

Belleğini ve vicdanını yitirmiş bir toplumun, acısıyla kuyunun dibinde kendisine bir el uzatılmasını bekleyen insanları görmesi mümkün müdür?

Kim bilir?

Everest Yayınları’ından çıkan bu şaheser için şimdiden keyifli okumalar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

four × three =