“YAKMAK BİR ZEVKTİ” : FAHRENHEIT 451

Merhaba,

Yaşadığımız bu izole dönemi bir cümle ile anlatacak olsaydım, hiç şüphesiz Franz Kafka’dan yardım alır ve onun sözünü söylerdim. “Dışarıya kapanmak esasen içeriye açılmaktır. Huzur mu istiyorsun? Az eşya, az insan.” Son bir aydır yaşadığımız günlerin en net özeti bence bu cümle. Her şey tam kararında.

Ama birkaç hafta önce, her şey ne çok eksikti değil mi?

“Kahvaltı için dolapta avokado yoktu, o çok beğendiğimiz blazer ceket indirime girmemişti, salonu şöyle daha ferah gösterecek bir koltuk takımı alınmalıydı, güzel, geniş ve havalı bir caddeden fotoğraf paylaşılmalıydı…” gibi gibi dertlerimiz vardı.

Ta ki esas sorunun “hayatta kalmak, kendini dinlemek ve kendini gerçekleştirmek” olduğunu anlayana kadar. O zamana kadar her şey eksikti. Tıpkı birkaç saat önce bitirdiğim Fahrenheit 451’deki Guy Montag’ın dediği gibi; “Mutlu olmamız için gerekli her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Bir şey eksik.”

Son dönemlerde sanırım, beni bu kadar etkileyen başka bir kitap olmadı. Belki bunda, kitabı okuduğum “dönemin de” etkisi vardır, bilemiyorum. Ama neresinden bakılırsa bakılsın “etkileyici” bir kitaptı!

Peki ne anlatıyordu?

Şöyle ki, biliyorsunuzdur “Fahrenheit”, bir sıcaklık ölçüm birimidir. Ve bu birime göre, suyun donma sıcaklığı 32, kaynama sıcaklığı ise 212 derece olarak alınmış ve iki nokta arası 180 dereceye bölünmüştür. Peki bir kitap kaç derecede yanar? Bir insan bir kitabı neden yakar?

Evet, bu merak uyandırıcı cümlelerden sonra artık hikayemizin konusuna geçebilirim. Ray Bradbury tarafından yazılan bu kitap, bir bilim kurgu kitabı esasında ama aynı zamanda bir distopya. Çünkü, bu hikayede, Guy Montag adında bir itfaye memuru vardır. Ve Montag’ın görevi içinde kitap olan evleri yakmaktır. Hiçbir şeyi sorgulamadan, sosyal bir hayatı olmadan sadece işine gidip evine dönerek günlerini geçiren Montag bir gün yolda 17 yaşında Clarissa adında bir kız ile karşılaşır. Küçük kızla sohbet etmeye başlarlar ve kız ona, ” Bay Montag, mutlu musunuz?” diye sorar. Ve bu sorunun ardından Montag mutluluğunu sorgulamaya başlar.

Bir kadın kitaplar uğruna yanabiliyorsa, kitapların içinde bir şeyler olmalı.

Tam bunları sorgulamaya başladığı günlerde, görevi gereğince içinde yaşlı bir kadının olduğu evi kitaplarıyla birlikte yakmaya gider. Yaşlı kadının, evinden dışarı çıkmayıp kitaplarıyla birlikte yakılmayı göze alması Montag’ı daha da düşündürür. Bu durum Montag’ın düşüncelerinde bir kırılma noktası olur.

Küçük kız ile yaptığı konuşmadan sonra mutluluğunu sorgulayan Montag, bu yangından sonra da, “Eğer uğruna ölünebilecek bir şey ise, biz bu kitapları neden yakıyoruz” diyerek bu defa da kitapları sorgulamaya başlar. Ve tüm bu sorgulamaların ardından Montag, yakmaya gittiği her evden kitap çalmaya başlar.

Ta ki bir gün …

Diyerek burada bırakıyorum, çünkü bu kitabı birçok kişinin okumasını gerçekten çok istiyorum. Bir nebze de olsa merak uyandırabildiysem ne mutlu bana. Kitapta, gündelik hayatımıza dair pek çok detay görebilmeniz mümkün. Az düşünmek, sorgulamamak, “tektip”leştirilmek, gökyüzüne hiç bakmamak, zayıflayan insan ilişkileri gibi… Ama tabi her dönemin içerisinde, mutlaka bir şeyi sorgulayan, yeri geldiğinde baş kaldıran birileri de mutlaka vardır. Bu kitapta da o kişi Guy Montag’dır. Okurken fazlasıyla düşündüren, sorgulatan bu kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.

Ve not: * Burada olmayı çok özlemişim!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

three × two =