Kaybolan Bir Mesleğin Gölgesinde Filizlenen Kitap Sevgisi

Merhaba,

Hatırlıyorsun değil mi sevgili okur, hikayeler demiştim en son. Sonrasında, hayatlarımızın görünmez iplerle birbirine bağlı olduğunu söylemiştim. Çok değil, geçtiğimiz şu cumartesi gününde, bu cümlenin haklılığından bir kere daha emin olduğum bir gün yaşadım. İçinde bir sürü kitabın ve şapkanın olduğu bir dükkanda, sıcacık bir hikaye dinledim.

Hikayemizin kahramanı, Kayseri’nin, içinde altından çeyize, baharattan elbiseye aklınıza gelebilecek her bir şeyin satıldığı Kapalı Çarşısında, güler yüzlülüğü, becerikli elleriyle yaptığı kasketli şapkaları ve kitaplara olan düşkünlüğüyle tanınan , yılların esnafı, Mustafa Filizman yani nam-ı değer, Kültür Mustafa !

Peki Kültür Mustafa kimdir, Kapalı Çarşı esnafı ona neden böyle sesleniyor?

1957 yılında Kayseri’de doğan Mustafa amca ilkokulu Kozaklı Paşa’da okumuş. Aydınlıkevler Orta okulunu okuduktan sonra, lisede Model Bölümünü bitirip sonrasında baba mesleği olan Şapkacılık ile uğraşmaya başlamış. Şimdi Kapalıçarşı’da en az kendisi kadar mütevazi bir şapka dükkanı var.  Onu diğer şapkacılardan ayıran en büyük şey ise fırsat buldukça okuduğu, dükkanının içindeki sayısı 800’ü aşan, kitaplar ve dergiler.

İşte  tam da bu yüzden ona Kültür Mustafa diyorlar.

Dükkânında çeşit çeşit kasketli şapkalar olan Mustafa amca, bu mesleğin artık yok olan meslekler arasında olduğunu  üzülerek söylüyor ve ardından eski rağbeti görmemesine rağmen yine de direndiğini ekliyor.

” Gürbüz Azak’ın bir yazısından çok etkilenmiştim. Şöyle diyordu: “İnsanlar devletten iş aramasınlar, kendileri iş bulsunlar.” Ama şimdi kendi bulduğum bu işi devam ettirmekte zorlanıyorum. Ki tek değilim bu konuda. Bireysel çalışan şapkacılar olarak aslında bu konuda çok mutsuz ve umutsuzuz. Çünkü dükkan kiraları, giderleri, vergileri, sigorta primleri ve tüm bunların tek bir kişi tarafından karşılanması çok zorluyor bizleri. Fakat organize olabilmiş, asgari ücretle eleman çalıştırabilen büyük firmalarda durum bizlerden çok farklı. Maddi açıdan destek çok fazla olmadığı için bu meslekler maalesef tutundurulamıyor ve giderek yok oluyor. Bu tarz mesleklerin ayakta kalabilmesi için, devletin ya sigorta primlerine destek vermesi ya da vergileri azaltması lazım. Diğer türlüsü gerçekten güç ve üzücü. ”

Yani mesleğin yok olmasındaki sebep, insanların popüler kültür ve hızla değişen moda zihniyetinden dolayı artık daha başka çeşitlerde şapkalara yönelmesi hem de bu mesleğin devlet tarafından yeterince desteklenmemesi olduğuna vurgu yapan Mustafa amca, ” İşin en kötü yanı,  mesleği devam ettirecek bir nesil de yok artık.’’ diyor.

Güzel projelerim var

Kendisine her şehrin ya da bölgenin kendine ait bir şapkası var mı, eğer varsa Kayseri’ninki hangisi, diye sorduğumda ise Kayserilileri sevindirecek bir müjde veriyor bizlere:

‘’ Tabi, önceden sekiz köşeli kasket vardı. Her kasketin de , cömertlik, kardeşlik, yiğitlik gibi anlamları vardı. Şimdi onlar yaşlılara kaldı. Çünkü, malum moda diye bir şey var ve çok hızlı değişiyor. Fakat benim bu yıl gerçekleştireceğim bir projem var. Bahara doğru, kayseri logolu bir şapka üreteceğim. Yani üzerinde kale, saat kulesi ve Erciyes dağı gibi Kayseri’yi yansıtan detayların bulunduğu bir şapka olacak bu. Belki bu meslek zamanla yok olup gidecek ama en azından buraya gelen turistlerin geri dönüp gittiklerinde ellerinde, onlara Kayseri’yi hatırlatan magnet dışında kullanabilecekleri bir şey olacak. Bu bile, bu yolda atılmış güzel bir adım bence. ‘’

Sonra tabi muhabbetimiz dükkandaki kitaplara geliyor. O kadar çok ki, her şapkanın altında bir dergi ya da kitap bulmanız mümkün. Ahmet Hamdi’den Falih Rıfkı’ya, Samim Kocagöz’den Varlık ve Hisar Dergileri’ne kadar… Yok yok anlayacağınız.  Ona bu okuma aşkının nerden geldiğini ve en çok ne tarz kitap okumaktan hoşlandığını soruyorum, şöyle anlatıyor:

TÜRKÇE ÖĞRETMENİMİN VERDİĞİ OKUMA PARÇALARI HOŞUMA GİDERDİ

‘’ Okul yıllarında Türkçe öğretmenimin verdiği okuma parçaları çok hoşuma giderdi. Mesela Falih Rıfkı Atay’ın yurt dışına gittiğinde kaleme aldığı seyahat yazıları ya da Adnan Adıvar’ın yazıları, istibdat dönemiyle alakalı yani bu tür şeyler okuma merakı uyandırıyordu. En çok ta meslek lisesindeyken okuduğum, ‘’On binlerin dönüşü’’ kitabından etkilendim. Çünkü, kitabın kahramanı çok okuyan biriydi. Ve ben de ondan etkilenerek okumaya başladım. Ben çok makale ve deneme okuyorum. Çünkü bunlar genelde kısa oluyor. Aynı zamanda çalıştığım için bu tarz yazılar daha iyi oluyor. Roman ya da öykü olsa daha uzun vakit ayırmam gerekiyor. E çalışınca da maalesef bu mümkün olmuyor.’’

İnan ki sevgili okur, hala o günü hatırladıkça yüzümde sebepsiz bir tebessüm oluşuyor. Çünkü, bir filmin içinde gibiydim resmen. Düşünsenize Kayseri’nin en hareketli yerinde, bin bir şeyin satıldığı Kapalı Çarşı’da yıllanmış dükkanların biri, gün içinde hep şapkacıya hem de bir edebi sohbetlerin yapıldığı bir kitapçı dükkanına dönüşüyor. Bu çok kıymetli bir şey benim için…

Son çayımı içip kalkacakken, şöyle bir soru soruyorum ona;

‘’Artık kimse dokunarak okumuyor, Mustafa amca. Bilgiler tek tuşla ayağımıza kadar geliyor. Sen bu konuda ne düşünüyorsun, ne tavsiye ediyorsun?’’

‘’ Ankara’ya en son gittiğimde, bir zamanlar bir sürü kitapçı dükkânının olduğu yerlerde yeller esiyordu. Hiç olmamışlar gibiydi. Böyle teknolojik ürün marketleriyle dolmuştu her yer. Sahaflar giderek azalmıştı. Çok üzüldüm. Çünkü, gerçekten, okumanın hele ki dokunarak okumanın tadı çok başka. Şimdi bazen gençlere soruyorum, en son hangi kitabı okudun diye, vakit mi oluyor amca diyorlar. Oysa, teknoloji nimeti dedikleri Facebook’ta saatlerce vakit öldürüyorlar. Öğrendikleri bilgiyse çok yüzelsel. Tek tavsiyem de, okumaya vakit ayırsınlar, dokunarak okumaya çalışsınlar ve yüzeysel öğrenmekle yetinmesinler.’’

İşte böyle sevgili okur. Üzerine daha ne söylenebilir ki !

Bambaşka bir hikayede görüşmek üzere … Keyifli günler…

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

19 + sixteen =